Açıklama:
Kişisel gelişimin kalıplarını kıran bir kitap.
Yazar olmaya çalışan bir kadının, bir taraftan bu serüveninin seyir defterinin sayfalarını çevirirken, aynı anda “aşk” adına sürdürdüğü “kahraman” arayışındaki sorgulamalarına, çatışmalarına tanık oluyoruz.
Yazar bu serüven sırasında, hayatı anlamlandırma çabasına “blues/caz” eşliğinde keyifli bir yelken seyri yaptırıyor.
Filozofları, yazarları, roman ya da film kahramanlarını, hatta blues/caz müzisyenlerini teknesinin güvertesine konuk ederken onları bir deniz feneri ya da şamandıra gibi kullanarak okuru düşünmeye davet ediyor.
***
Fonda caz, elde hayatın anlamını çözmüş bir felsefe kitabı, denizin yumuşak koynunda sıcacık, sessiz, sakin, huzurlu bir yolculuğa çıkıyoruz diye hemen sevinmeyelim... Bu yolculuk çetin geçecek...
Kitap, bir kadın kahramanın hatırlamaları -sayıklamaları değil-, düşünce dehlizlerindeki gezintisini ve s(us)uşlarını anlatmaktadır. Tüm bunların arka planında kitap, bir arayış serüvenidir.
Yezdan Nur
|
Sevgili dostlar,
Sizlere daha iyi hizmet verebilmek adına, hertürlü sorularınız için bana timucin@elmayayinevi.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Sevgilerimle.
Gerçi ben bir gecede değil ama arada bir nefes ala ala, hatta şöyle bir silkelenip biraz önce okuduğum paragrafı yeniden okuyarak bu kitabı bitirdikten sonra, sayın Mine Egbatan ın şu yazısı
http://www.elmayayinevi.com/node/311
ile karşılaşınca, Mine Hanımla (bu arada kitabın yazarı ile ve sizlerle de) aşağıdaki hislerimi paylaşmadan edemezdim:
Sevgili Mine Egbatan,
Felsefe Yelken ve Caz kitabını okumuş birisi olarak sizin yazdıklarınız bana çok güzel geldi.
Sizi çok iyi anladım.
Hürriyetinize bu kitap sayesinde açtığınız yelkeni gördüm ve ardınızdan gıpta ile bakakaldım.
Okumuş olanlar görmüş ve okuyacak olanlar da görecekler ki yazar da kitabını benzer şekilde sonsuz ufka yelkenini açarak bitiriyor, herşeyi geride bırakarak...
Ben bu kitabı erkeklerin tam olarak anlayabileceklerini pek sanmadığımdan, o sınıfın bir elemanı olarak bu bilinçle kitabı sizin yazınızı okuduktan sonra okumaya yeni bir gözle (bir kadın gözüyle) tekrar başladım. Sanki şu an bambaşka bir kitap okuyorum... Size büyük bir teşekkür borçluyum.
Hem sizin yazınız ve hem de bu kitap sayesinde, kendime de baktıkca, gerçekten erkeklerin Mars dan kadınların ise Venüsden olduklarına bir kere daha inandım.
Var mı etrafta bu kitap hakkında bir erkek tarafından sizin duyarlılığınıza benzer yazılmış bir yorum? İyi veya kötü, farketmez. Bir de bu kitabın size yaptıklarına bakınız!
Başka bir acı gerçek de şu:
Aynen bu kitabı okurken erkekler nasıl anlayamıyorlar yazarı, nasıl yakalayamıyorlar verilen mesajı, benzer şekilde biz erkekler korkarım hayatı da aynen bu kitabı ıskaladığımız gibi ıskalıyoruz. Kitabın içinde de pek çok yerde yazar erkeklerin nasıl duyarsız olduklarını, nasıl gerçek güzellikleri,(yani sevgiyi, aşkı), ıskaladıklarını ve bir kadın olarak kendisini nasıl hayal kırıklıklarına defalarca uğrattıklarını da yazıyor. Yazarın samimiyetinden ve açık gönlünden bunların gerçek hayattan olduğu zaten anlaşılıyor.
İşte, gelin kitabın son cümlelerini beraber yeniden okuyalim:
(parantez içindekiler ve büyük harf değişimleri benden)
Şu an Bursa dan Nilüfer’i ve arka kapak yazarı Yezdan Nur’u da yanımıza davet ediyorum, Sofya Kurban, sen nerdesin? sen de katıl bize!
....................
“ Hay Allah, kıç halatımı topladım, baş taraftakileri de. TekneM pürmeçe üzerinde, motoruM çok ağır yol ileri, yarım sancak alabanda yapıyorum, tekneMin başını iskeleden açıyorum... (yazarımız tek başına, teknesiyle başbaşa, iç içe...)
TekneMin kıçı da yeterince açıldığında, üzerinde manevra yaptığım halatı da alıyorum.
(yazarımız teknesiyle bir bütün, başka bir şeye, hele hele duyarsız bir hergeleye (erkege) hiç ihtiyacı yok).
Önce ağır yol geri, sonra ağır yol ileri vuruyorum.
‘ Avara...’
BİR AN DÖNÜP (arkama) BAKIYORUM:
Düşleri olan, düş gibi bir adam.
Tutkuları değil miydi, onu benim kahramanım yapan, benim ona tutku duymama neden olan.
Ama artık limandan ayrılıyorum, artık gidiyorum. O da bana şöyle bir mesaj gönderiyor:
‘ Nereye gittin? ’
‘ Venüs'e ‘ filan diye şaka yapmak geçiyor içimden
(ama yapmıyor, çünkü biliyor ki anlamaz hıyar.)
Nietzsche'yi duyar gibi oluyorum:
‘ Şaka, bir duygunun ölümünün mezar yazıtıdır. ’
(ne kadar doğru)
Haklı...
Yelkenler dolmaya başlıyor. Rüzgar bedenimi sarıyor, iliklerime kadar işliyor. Denizin tuzunu kokusunu tüm benliğimle içime çekiyorum. Damarlarımda başka bir şey dolaşıyor. Dümenimle bütünleşiyorum.
Bir rütüel bu. Tıpkı sevişmek gibi.
Gidiyorum.
Üstelik gece seyrindeyim.
Nietzsche bana eşlik ediyor.
‘Kişi, ışığını karartmayı da bilmeli, böceklerden ve hayRanlardan kurtulmak için’.
Elma mı?
Öğrendiğim sadece şu:
Gökten üç elma filan düşmüyor. ”
.............................
Şimdi Mine Hanım siz bana şunu diyebilirsiniz: "Ama bakınız, siz farklısınız, erkek milletinin bir ferdi olarak siz bunların görmüşsünüz, yani ıskalamıyorsunuz. Diğerleri de bunu yapabilse..."
Keşkeee.... Nerdeeee....
İtiraf edeyim ki sizin bu söyledikleriniz de sözde kalır Mine hanım. Gerçekten ben kendim de bu kitabı sizin gibi anlayabileceğime, bu hayatı bir kadın inceliği, derinliği ve bilinci ile yaşayabileceğime inanmıyorum, çünkü kendimi yeterince tanıyorum ve bu husustaki kabiliyetsizliğimi görüyorum. Bu sadece benim kişisel beceriksizliğim mi? Hayır, sanmıyorum. Tabiatın da beni bir kadına nazaran daha kabiliyetsiz yarattığına inanıyorum ve bunun acısını, eksikliğini sürekli hissediyorum. Anamı hatırlıyorum örneğin. Derler ben Ona benzerim. Halbuki düşündükce Nahide nin ne kadar gerilerinde olduğumu, O nun derinliğine ve insanlığına asla yaklaşamayacağımı bal gibi de biliyorum. Bu kabiliyetsizliğin kadınların doğurgan, yani can verir, erkeklerin ise sadece sperm saçar olmalarıyla ilgisinin olduğunu da biliyorum. Çünkü ben, kısa bir süre de olsa, babamı da tanıyabildim... Benzer gerçeği hayvanlar alemi dokümanlarında da gözlemiyormuyuz?...
Bunların farkında olan ben, geçmişte olduğu gibi gelecekde de hayatı anlamaya, yapabildiğim kadarıyla kadın dünyasından bakmaya ve anlamaya çalışacağım. Bu hususta tabiatın, biraz da benim gayretimle, bana bahşettiği iki kızımın da, onların haberi olmasa bile, bana yardımcı olageldiklerini biliyorum.
Şöyle de bir hikayem var benim: Büyük kızım Selvi May henüz gençken (blu çağına yeni girmiş) İstanbulda Asmalı Mescit de yaşıyordu ve oranın müdavimleri malum. Selvi bana vaktini daha çok gay dostlarıyla ve onların mekanlarında geçirdiğini, diğer (normal) mekanlarda "erkekl"lerce çok taciz edildiğini, ellendiğini v.b.g söyledikten sonra: "baba, keşke sen de bir gay olsaydın" demesinmi... Haydaaaa dedim kendi kendime ve derhal ingilteredeki annesine bu garip durumu rapor ettim. Karşıdan bir yorum gelmedi (yani, no comments). İngilizler böyle... Hakbuki biz Türkler, erkek kadın, sessizlik nedir, susmak nedir bilmeyiz. Zaten benim başıma şu hayatta ne geldiyse hep ya ağzımdan ya da klavyemden çıkan sözlerimden gelmiştir...
Tekrar sevgi ve teşekkürlerimle,
yılmaz akyıldız
Son olarak, Arka Kapak yazarı Yezdan Nur için de bir not eklemeden bu yazımı bitiremem:
Ben hayatımda okuduğum kadarıyla bir kitabın içeriğini bu derece koparıp içinden çıkartmış başka bir arka kapak yazısına rastlamadım. İnanıyorum bu arka kapak yazısı kitabın yazarını bile şaşırtmış, "ben neler yapmışım" dedirtmiştir.
Gercekten cok basarili bir kitap. Ozellikle yazarin ask ve erkekler (!) konusundaki dusuncelerini cok basarili,eglenceli buldum.
Umarim bu basarinin devami gelir.
Muhteşem bir kitap.(abartısız güzel buldum) Bir gecede okudum.Yazarını ve siz yayınevini kutluyorum.
Yazarın yeni kitabını bekliyorum.
Yeni yorum gönder